Uzun Yürüyüşün Menzili

Uzun bir yürüyüşe çıkmaya karar veren kahramanımız şehrin adsız insanlarından biridir; annesi ile duvarları kâğıt gibi ince iki oda bir salon apartman dairesinde yaşayan, en son bir markette balık reyonunda çalışan, adını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz (gerçekte merak eder miyiz?) genç bir adamdır. Sırt çantasını hazırlar, gidecektir. Bir karar vermiştir, bu hayatın dışına çıkacaktır. Çünkü yıllarını geçirdiği bu evde hapsedilmiş olduğunu düşünmektedir. Gerçi kendisine sorduğunda onu kimin ya da kimlerin hapsettiğine verecek bir cevabı yoktur. Her ne kadar Fatih Özgüven “Dünyanın Kabuğuna Basa Basa Yürümek” adlı yazısında Oğuz Atay karakterleri ile bir akrabalığı olmadığını iddia etse de, giriş bölümündeki ruh durumu son derece Atayvari’dir. Belki onun dünyası Atay’ın romanlarındaki gibi taşkın bir entelektüel neşe ile arabesk bir melodram arasında salınan atmosferinden uzaktır ancak Atay’ın öykülerinde karşımıza çıkan Kafkaesk yanı ağır basan karanlık tona daha yakındır. Uzun Yürüyüş’ün kahramanının bu sorulara (kim beni hapsetti, kimlerin yüzünden bu haldeyim?) verecek bir yanıtı yoktur ama Oğuz Atay okurları bu soruları pekâlâ içlerinden “onlar” diye yanıtlayacaklardır. Onlar, siz canım insanlar… Ayhan Geçgin’in romanı yirmi birinci yüzyılın acımasız gerçekliği içinde yazıldığı için artık “canım insanlar” yoktur. İnsanların sesleri bile adsız kahramanımıza acı vermektedir.

Yazının Devamı için >>

Murat Gülsoy

Biyografik bilgi için Hakkında sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

No Comments
  • avkmim

    05/11/2015 at 21:30

    Süper bir yazı! Teşekkürler!